ÖMER BAKAN’LA
“STILL LIFE”
FOTOĞRAF ATÖLYESİ
21 – 27 NİSAN 2003
Dünyayı zihnimizle değil, duyularımızla anlamamız gerekir.
“Bugüne kadar geldiği gibi mi devam etmeli?” sorusuna hemen “Hayır!”
demeliyiz. Ve genel geçer estetiğe karşı direnişin ifadesi
sayılabilecek tasarım ve üretimleri sıralamalıyız.
Bütün malzemeler, renkler, biçimler ve ilkelerle geleneksel tasarım
anlayışımızı değiştirmemiz gerekir.
Bana bir gün sordular:
- Bu fotoğrafın ışığı nereden geliyor?
- Bu fotoğrafın ışığı mı?
diyorum.
- Bu fotoğrafımın ışığı, başka bir fotoğrafımdan geliyor.
................., salon lambasının terasa bakan penceresinden sızan
ışıkla aydınlanıyor.
“Antrenin sol tarafında, askılardan birine deniz mavisi yağmurluk
asılmış. Plastik bir askılık var; kapı açıldığında arkada kaldığından
görünmüyor. Sağ tarafta, raflarında birkaç çift terlik ve ayakkabı
bulunan plastik, üç katlı, şu modülleri birbirine eklenerek
kullanılan ayakkabılıklardan var. Antrenin tam ortasında, ağzı
bağlanmış ama henüz atılmaya fırsat bulunamamış, siyah, naylon bir
çöp torbası duruyor.
Karşıdaki kapı, içinde tek kişilik bir yatak ve iki kapılı bir dolap
bulunan küçük bir odaya açılıyor. Yatağın yanında dört çekmeceli,
üstünde kitaplar, duvara dayalı büyükçe bir ayna ve mavi bir abajur
olan yüksekçe bir komodin var. Alttaki çekmecelerine havlular,
çamaşırlar, çoraplar konulmuş. En üsttekinde makyaj ve bakım
malzemeleri var; bir de hiç yanmamış ama sıcaktan eğrilmiş bir mum,
karanlıktan ve yalnızlıktan korkan kadınlar için... Yerde, çıkarılıp
öylesine atılmış askılı bir buluz ve beyaz bir kadın külotu duruyor.
Yatağın nevresimleri ve pike, belki de Pazar mahmurluğuyla
düzeltilmemiş.
Antre, yatak odasının kapısının yanında kısa ve dar bir koridora
dönüşüp salona açılıyor.
Koridorun sonundaki iki kapının sağda olanından mutfağa giriliyor.
Lavaboda bulaşık birkaç tabak, yıkanmamış bardaklar ve fincanlar
duruyor. Kapının yanındaki orta boy buzdolabında, metal bir tabak
içinde, yarısı yenmiş patlıcanlı bir yemek; aynı tabağa konulmuş
küçük bir tulum peyniri ve birkaç siyah zeytin; poşet içinde birkaç
bağ maydanoz, kesilip üstü naylonla örtülmüş üç çeyrek dilim karpuz;
kapı rafında su dolu pet şişeler ve yarım şişe şarap var.
Soldaki kapı banyonun. Girişteki lavabonun altında ağzı kapalı
plastik bir çamaşır sepeti, lavabonun diğer tarafında kapalı bir
klozet; klozetin karşısında, altında büyük plastik leğen bulunan
elektrikli duş aparatı var. Aparatın yanında, duvara monte edilmiş;
üstünde şampuan, sabun ve yıkama bezi bulunan plastik iki raf var.
Kapının üst kasasına çakılmış kalın çiviye bağlı naylon ip, karşı
duvardaki çiviye uzanıyor. Salona açılan kapı, hemen yanında, yer yer
güneşten çatlamış plastik bir masanın durduğu teras kapısına bakıyor.
İki kapının böldüğü salonun bir tarafına iki çekyat konmuş. Koridor
tarafındaki boş duvara dayalı sehpanın üzerinde küçük ekranlı bir
televizyon var. Kapının yanında, birinin arkalığına havlu serilmiş,
oturağı yapay deriyle kaplanmış iki sandalye yan yana duruyor. Diğer
taraf kullanılmış eşyalar satan bir dükkandan alınmışa benzeyen
İskandinav tipte koltuk takımıyla döşenmiş. İki tekli koltuğun
arasında, üstünde kedi ve kuş bibloları duran, bir de uzun bir cam
vazo içinde plastikten yapılmış sahte bir gül bulunan hasır bir
kitaplık var.”
Yukarıda anlatılan bu evde nasıl bir kadın yaşayabilir?
Fotoğrafla tanımlayabilir misiniz?
Anlatılan bu evin bir veya birkaç köşesini kurgulayarak çeker misiniz?
Ömer BAKAN
Bilgi için: İFSAK Sekreteryası
0 212 292 18 07-292 42 01