Search the web
Sign In
New User? Sign Up
tarimsal · Tarimsal İletişim Grubu
? Already a member? Sign in to Yahoo!

Yahoo! Groups Tips

Did you know...
Message search is now enhanced, find messages faster. Take it for a spin.

Best of Y! Groups

   Check them out and nominate your group.
Having problems with message search? Fill out this form to ensure your group is one of the first to be migrated to the new message search system.

Messages

  Messages Help
Advanced
Nisasta Bazli Seker Üretimi ve Transgenetik Misir   Message List  
Reply | Forward Message #88 of 1803 |
 

Mikdat ÇAKIR: GLOBAL BİO GENETİK TEHLİKE :

Nişasta Bazlı Şeker Üretimi ve Transgenetik Mısır

Genel MüdürümüzdenPANKOBİRLİK Genel Müdürü

Dünyada Genetik Modifiye Organizmalar (GMO’s) veya genetik yapısı değiştirilmiş mahsuller olarak ifade edilen ve birbirleriyle kâr yarışı içerisinde olan çok uluslu firmalar tarafından finanse edilen ticari transgenetik (aktarma genli) ürünlerin ekimi 2000 yılı verilerine göre 44,2 milyon hektar dolayındadır. Bu da UK (Büyük Britanya ile Kuzey İrlanda)’nın 2 katı kadar bir alana eşittir. Ayrıca 1996-2000 yılları arasında dünyadaki transgenetik yollarla üretilen mahsullerin ekim alanlarının 25 kattan daha fazla arttığı ifade edilmektedir.

Yapılan araştırmalar dünyada Transgenetik ürün teknolojisinin 4 temel üründe yoğunlaştığını, bunların da Soya fasulyesi, Pamuk, Kanola ve Mısır olduğunu ortaya çıkartmıştır. Yine 2000 yılı verilerine göre dünyadaki 140 milyon hektar Mısır  ekili alanın %7 si, 10,3 milyon hektarı transgenetik Mısır ile kaplı olduğunu ortaya koymaktadır.(1)

Hem doğal evrimden hem de klasik yetiştirme yöntemlerinden tamamen kopuş anlamına gelen genetik çalışmalardaki bu artışın asıl nedeninin; arkalarında büyük sermaye gruplarının bulunduğu çok uluslu Biyoteknoloji şirketlerinin özellikle genetik olarak değiştirilmiş tohumların dünyayı beslemek, çevreyi korumak ve gelişmekte olan ülkelerdeki yoksulluğu azaltmak için gerekli olan temel bilimsel ilerlemeler olduğu yönündeki söylemlerinin aksine, kâr kaygısından başka bir şey olmadığını iddia edenlerin sayısı gün geçtikçe artmaktadır.

Dünyanın en büyük biyoteknoloji firma ve laboratuarları ABD’nin Midland eyaletindeki Montgomery’de kurulan DNA vadisindedir. 27 km uzunluğundaki bu vadide geçen yılın rakamlarına göre 27 bin kişi çalışmaktadır.

Genetik araştırmalara milyarlarca dolar yatıran ve hükümetlerle yakın ilişki içinde olan bu firmalar ortaya çıkacak ürün veya buluşun patentini almakta ve Pazar doğrudan büyük firmalara kalmaktadır. Biyoteknoloji sektörünün ham madde ihtiyacı ise çoğunlukla Afrika ülkelerinden karşılanmakta ve aslında üçüncü dünya ülkeleri denilen gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkeler uygun birer av konumunda görülmektedir.

Kıyasıya bir rekabetle yürütülen patentleme çalışmaları büyük bir biyolojik sömürü olduğu kadar, aynı zamanda özel mülkiyetin tamamen eko sisteme hakim olacağı bir dönemin hızla yaklaşmakta olduğunu da işaret etmektedir. Burada en önemli tehlike genetik yollarla üretilen ürünlerin kendi özelliklerini yerli ırklara da bulaştırarak doğal biyolojik çeşitliliğin bozulmasında büyük bir tehdit oluşturmasıdır.

Son yıllarda yapılan araştırmalar, en önemli tehditlerden bir diğerinin de modern biyoteknolojik yöntemlerle üretilen ve genetik yapısı değiştirilmiş bu tür tarım çeşitlerinin bilinçsiz kullanımının insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri olduğu yönündedir.

Avrupa'da bu alanda transgenetik bitkiler konusunda pek çok deney yapılsa da, şu anda genetik manipülasyonla üretilmiş hiç bir bitkinin ticari amaçla kullanılmasına izin verilmemekte, özellikle de sivil toplum kuruluşları ve tarım bakanlıkları nezdinde Almanya ve Fransa gibi ülkelerin başını çektiği bu ürünlerin kullanımının yasaklanmasına yönelik çok kapsamlı önlemler ve uygulamaların alınması için hazırlıklar yapılmaktadır.

Avrupa aynı zamanda söz konusu bitki ve tohumların ithalatına da direnmekte, genetik olarak farklılaştırılmış ürünlerin ticari lisansı konusunda daha da katı kuralların uygulanmasını istemekte, bunun da zaman zaman AB ile ABD arasında gerginliğe yol açtığı artık bilinmektedir.

Yine AB'de süt ve et gibi organik ürünler üreten çiftçiler, transgenetik ürünlerde çok daha kötü deneyimler yaşamış, BT gen olarak tanımlanan doğal ilaçlama böceği toprakta yaşayan doğal bakterilerin DNA'sında bulunmuş ve bu şekilde transgenetik ürünlerin kontrol dışına çıkarak insan ve hayvan beslenmesinde olumsuz sonuçlara yol açabileceği düşüncesiyle bu tür ürünlere karşı çıkılmaktadır.(2)

Meksika’da ise çevre örgütleri (Greenpeace) ve Tarım Bakanlığında yapılan açıklamada, 1998 yılında Nişasta Bazlı Şeker fruktoz ve glukoz  Şurubu “HFCS” üretiminde kullanılan ABD menşeyli 5 milyon ton Transgenetik Mısır çeşidinin kontrolsüz yollarla ülkeye girdiği, bu rakamın 1999 yılı Eylül ayı itibariyle 3,8 milyon ton civarında olduğu, bunun da tüketicilere gerekli hiçbir uyarı yapılmadan ülkede mevcut NBŞ üreticisi firmalar tarafından modifiye edilmemiş Mısırla karıştırılarak tüketime sunulduğu bildirilmiştir.

Bu arada ABD'de bebek maması üreten GERBER firması bundan böyle ürünlerinde transgenetik Mısır kullanmayacağını açıklamış, yine AB ülkeleri tüm bebek mamalarında transgenetik ürünlerin kullanımına yasaklama getirmiştir. Japonya hükümeti ise bu tür ürünlerin kullanıldığı gıda ürünlerde GMO's oranlarının etiketlerle bildirilmesi mecburiyeti getirmiştir.(3)

En son yapılan araştırmalar, transgenetik ürünlerin kullanıldığı yiyecekleri yemenin potansiyel riskleri olduğunu göstermektedir. Bu tür yiyeceklerde üretilen yeni proteinlerde allerjik madde yada zehir etkisi bulunabilmekte ve bu durum bitkinin yada hayvanın metabolizmasında alerji yapıcı madde ve zehir üretimine neden olacak değişikliklere yol açabilmektedir. Şu anda ABD, Arjantin ve Brezilyadan Mısır ve Soya Fasulyesi ithal eden gelişmekte olan ülkelerde, genetik müdahaleye uğramış bu ürünler kontrolsüz bir şekilde pazara akmaya devam etmekte ve tüketiciler bilinçsizce bu ürünleri tüketmektedirler. Ciddi sağlık sorunları ortaya çıktığında bu ürünlerdeki etiketlenme eksikliği ve tüketicinin bilinçlendirilmemesi, bu durumdan sorumlu tutulacak ve bu ürünleri üreten firmalar için kalkan vazifesi görmektedir.(4)

Türkiye’de ise gıda katkı maddeleri için yeterli yasal düzenlemeler olmasına rağmen (Türk Gıda Kodeksi Yönetmeliği), bu konuda gerek denetimlerin azlığı, gerekse analizlerde kullanılan alet ve cihazların yetersizliği gıda katkı maddeleri konusunda tüketici güvenliğini ortadan kaldırmaktadır.

- Gıda katkı maddelerinden özellikle renk, tat ve koku veren gıda kimyasalları hakkında kamuoyunda yeterli bir bilinçlenme yoktur. Özellikle tatlandırıcı olarak SAKARIN maddesinin kullanıldığı gıda maddelerinin etiketlerinde hamile kadınlar ve çocuklar için gerekli uyarılar konulmalıdır. Bebek mamalarında ise bebek ek besinleri tebliği hazırlanmalıdır.(5)

- Ülkemizin de bir an önce AB ülkelerinde olduğu gibi kendi biyoteknoloji politikalarını geliştirmesi, AB direktifleri süratle Türk mevzuatına adapte etmesi tüketicinin güvenliği açısından gereklidir. Özellikle bitkilerin gen yapılarıyla oynanarak elde edilen transgenetik ürünlerin ithalatında gümrük kapılarında yapılan denetimleri sıklaştırılmalı, anabolizmal maddelerle ilgili denetimler arttırılmalıdır.

Bu hususta en son gelişme 25 Haziran 2002 tarih 24796 sayılı resmi gazeteyle yayınlanarak yürürlüğe giren “İthalat Rejimine Ek Karar” la gerçekleşmiş ve İthalat gümrük vergileri özellikle ülkemizde faaliyet gösteren ve Transgenetik yollarla ABD menşeyli Mısır ‘ı kullanarak çeşitli baskılarla NBŞ üreticileri tarafından % 0 sıfırlara kadar çektirilen ithal Mısır gümrük vergisi oranları, %35 ‘e çıkartılmıştır. Bu da ülkemiz açısından sevindirici bir gelişme olmuştur.

Konu ile ilgili olarak Adana Çiftçiler Birliğinden yapılan bir açıklamada, hastalık ve zararlılara dayanıklı transgenetik tohumlarla yapılan yetiştiriciliğin Türkiye’de yasak olmasına rağmen, bu yöntemle elde edilen ürünlerin ithalatının yapıldığı ve konu hakkındaki çiftçilerin rahatsızlıkları bildirilmiş, Türk Tabipler Birliğinden yapılan bir açıklamada ise, Türkiye’de transgenetik çeşitlerinin üretiminin yasak olduğuna dikkat çekilerek, Birleşmiş Milletler Cartagena Biyogüvenlik Protokolü’nün TBMM’den onaylanarak yürürlüğe girmesiyle canlıların insan sağlığı ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki olumsuz etkilerinin önlenmesi yolunda önemli adımlar atılacağı da ifade edilmiştir.

Transgenetik yollarla üretilen ürünlerin kullanıldığı gıdalara karşı AB Ülkeleri ve diğer gelişmekte olan tüm ülkelerin aldıkları önlemler ve çalışmalara rağmen, ABD halen genleriyle oynayarak çok ucuza ürettiği ve kanserojen madde içeriyor diyerek yurt içi tüketimini yasak koyduğu Transgenetik Mısır türünü, Türkiye gibi ülkelere hayvan yemi ve Nişasta Bazlı Şeker (NBŞ) üretmek üzere ihraç ettiğini Tarım Bakanlığı yetkilileri dahi dile getirmektedir
.

Bilindiği üzere ülkemizde üretimlerinin tamına yakınını Transgenetik yollarla üretilen ABD menşeyli ithal Mısırla sürdüren NBŞ üreticilerine yeni Şeker Yasası gereği 2002/2003 üretim yılında 220 bin ton üretim kotası hakkı tanınmıştır. Ancak yapılan lobi çalışmaları neticesinde milli menfaatlerin zıddına ve yukarıda bahsettiğim tüm hususlar göz ardı edilerek, bu grubun kendilerine tanınan üretim kotası %50 arttırılmıştır.

Bu grubun yakın gelecekteki hedefi ise, 2004 yılı sonu itibariyle ŞEKER REJİMİNİ, arkalarına alacakları SİYASİ GÜÇLE birlikte tamamen yürürlükten kaldırtmak olarak tahmin edilmektedir. Halen AB‘de şeker rejimi kapsamı dışında bırakılan glikoz üretimi, Türkiye’deki gibi rejim kapsamına alınsa dahi, %2 olan NBŞ (izoglikoz ve fruktoz şurubu) bazlı şekerler üretimindeki payları pancar şekerinin % 5’ini geçmeyeceği rahatlıkla söylene bilinir. Zira, AB ülkelerinde GLİKOZ kullanımı gıda rejimlerinden ötürü kullanım sınırlamasına (Gıda Kodeksi) tabidir. Bu sınırlamadan dolayı her istenen gıdada glikoz ve türevleri kullanılamaz.

Son günlerde AB ülkelerinde glikoz kullanılan hayvan yemi tüketen sektörlerde kısırlaşma artışının nedeni olduğu, buna ise, glikozun belli derecede ısıdan geçmez ise genetik deformasyonun tüketici canlıya geçtiği meyanında iddialar vardır. Acı olan durum; ülkemizde glikoz “ baklava şurubu” olarak hiçbir işlemden geçmeden insanlar tarafından tüketilmektedir.

Ülkemizde kaliteli kaba yem açığı 15 milyon ton/yıl, dane mısır (yem sanayi) açığı ise 1.5 milyon ton/yıl seviyelerinde olduğu bilinmektedir. Buna rağmen ülkemiz Mısır üretimi üzerinde asıl oyunu oynayanlar, arkalarındaki çok uluslu sermaye güçlerinin de desteğiyle NBŞ üreticileri olduğu iddiaları ayyuka çıkmıştır. Bu grubun neredeyse tüm imalatlarında %40-45 daha ucuza temin ettikleri ithal Transgenetik  Mısır  kullandıkları iddia edilmektedir.Yerli üretici üzerinde fiyat baskısı yapmakta ve üreticilerin düşük fiyatlarla mısır satmalarına neden oldukları hususu ise ayrı bir iddiadır.

Ülkemizde ve dünyadaki bu gelişmelere rağmen, NBŞ üreticileri ve onlara destek veren çevrelerinde lobi faaliyetleri ile kotalarını %50 daha artırarak, pancar şekeri üretimini baskı altına alarak büyümeleri neticesinde NBŞ üretiminin 110 bin ton daha artırılarak, 330 bin ton/yıla çıkartılması, pancar ekim alanlarının birkaç yıl içinde %10 oranında daha daralmasına neden olacaktır.Özetle; pancar şekeri üreten iki fabrikanın üretim yapamamasına ve kapanmasına denk gelen bir karar alınmıştır diyebiliriz.

2001 rakamlarıyla Türkiye’de yaklaşık 6000 köyde pancar ekimi yapılmıştır. İki fabrikanın kapanmasıyla tek geçim kaynakları pancar tarımı olan 200 köyde pancar ekilemeyecek, yaklaşık 30.000 çiftçi aileleri ile birlikte 150.000 kişi aşından ve işinden mahrum edilerek göçe zorlanacaktır. İki fabrikanın kapanmasıyla fabrikalarda çalışan yaklaşık 2 bin kişi işsiz kalacak, (aileleriyle birlikte 10 bin kişi) açlık, göç ve suç batağının içine itileceklerdir.

Şeker sanayiinin Ülke GSMH ‘na katkısı alt sektörleriyle birlikte %0,2 dir. Pancar şekeri sanayi tarım sektörüne, hammadde olarak aldığı pancara karşılık, yılda yaklaşık 500 milyon dolar kaynak aktarmaktadır. Çeşitli sanayi kollarına katkısı ise yılda 1,5 milyar doların üzerinde arz sağlamasıdır. Ayrıca NBŞ üretim kotasındaki % 50 ‘lik artış, tarım sektöründe 35 milyon dolar, çeşitli sanayi kollarında ise 100 milyon dolar kayba neden olacaktır. Bu olumsuz gelişmelerin sonuçları ise istemememize rağmen yakın gelecekte görülecektir.

Küresel pazar paylaşımı kavgası ve çok uluslu şirketlerin Transgenetik tarım ürünlerinin tüm dünyada ve ülkemizde kullanımına yönelik çalışmalarının asıl nedenlerine ve sonuçlarına yukarıda kısaca değinmeye çalıştım. Bir çok bilim adamının bu tür genetik aktarımlı ürünlerin insan ve hayvan sağlığı ile eko sistem üzerindeki olumsuz etkileri ve tarımın sürdürüle bilirliğini tehdit eden çevresel riskler yaratmasından endişe duyması da konunun önemini ve alınması gereken önlemlerinin ehemmiyetini bir kez daha ortaya koymaktadır.

Sonuç olarak; Transgenetik ürün kullanımı arttıkça ve iş adamları için kârlı bir yatırım alanı haline geldikçe, bitki genlerine yapılan müdahalenin bir gün kontrolden çıkarak doğanın dengesinin bozulabileceği, insan ve çevre sağlığına bugün tahmin edemediğimiz pek çok olumsuz etkisi olabileceği öne sürülmektedir. Hatta bazı çevreler bu bitkilerden yapılan gıdaları “FRANKENŞTAYN BESİNLER” olarak nitelemektedir.

Bio-teknoloji şirketlerinin “Açlığa karşı açılan savaşta anahtar rol bio-teknolojinin. Bu teknik sınırlı topraklardan sınırsız ürün alınmasını sağlayacak.” gibi idealist söylemleri farklı ilim çevreleri pek inandırıcı bulunmamakta ve bio-teknoloji şirketlerinin “ürün araştırmalarını kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirdiklerini, transgenetik ürünlerin yoksullara yarar yerine zarar verdiği” tezini savunmaktadırlar.

Kanımızca doğru olanın, bitkisel ve hayvansal üretimde verimliliği ve kârlılığı arttırmanın biyolojik yöntemi, “geleneksel ıslah metotlarıyla, genetik değişikliğe uğratılmış organizmalardan müteşekkil” diğer bir ifadeyle “ üstün vasıflı karakterlerin doğal döllenme yoluyla birleştirilerek genetik yapısı değiştirilmiş” ürünler elde edilmesidir. Böylece insan, hayvan ve çevre sağlığı açısından ortaya çıkabilecek olumsuzluklar ve zararlı etkiler önlenecek ve bio-teknolojik yollarla elde edilen ürün tartışmaları da sona erecektir.

YAZIDA GEÇEN BAZI YABANCI TERİMLERİN TANIMLARI :

Bio-Genetik : Laboratuarlar ortamında, biyolojik yöntemler ile genetik olarak farklılaştırılmış yeni canlı organizmalar elde etme bilimi. Diğer bir ifadeyle, yeryüzünde kendiliğinden sürmekte olan organik (doğal) yaşamı, doğal seyrinden kopartarak, önceden belirlenen ihtiyaçlar doğrultusunda yeniden oluşturma çabası.

Transgenetik Mısır : Genetik yapısı değiştirilmiş Mısır, (Bt-modifiye Mısır). Normalde Bt ( Basillus thuringiensis) isimli bir bakteri tarafından üretilen ve mısıra zarar veren bir çok böceğe karşı öldürücü etkiye sahip bir proteinin, genetik yollarla bu bitkiye aktarılması (modifiye edilmesi) sonucu elde edilen mısır çeşidi.

Ekolojik Tarım : Tarımsal üretimde kullanılan kimyasalların (ilaç, gübre vb.) insan ve hayvan sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerini ortadan kaldırmak amacıyla kimyasal gübre ve tarımsal mücadele ilaçlarının hiç yada mümkün olduğu kadar az kullanılması, bunların yerine aynı görevi yapan organik gübre ve biyolojik savaş yöntemlerinin alması temeline dayanan tarım sistemi.

Nişasta Bazlı Şekerler (NBŞ) : Şeker pancarı ve şeker kamışından üretilen şekerlerin (sakaroz) dışında, nişasta bazlı hammaddelerden, (Mısır vb) çeşitli kimyasal yollarla üretilen ve kolalı içecekler, bisküvi, şekerleme, helva, baklava, sakız vb. ürünlerin üretiminde, pancar ve kamış şekeri (sakaroz) yerine kullanılan glikoz ve türevleri izoglikoz ve fruktoz  şurubu gibi tatlandırıcılar ile sakarin ve aspartam gibi sentetik tatlandırıcılar.

(1)Clive James, (Chair) ISAAA Board of Director, “Ticari Transgenetik (Aktarma Genli ) Ürünlere Global Bir Ön Bakış” – Canada,1996

(2)Financial Time – “Transgenetik Ürünler Dünya Pazarında” - http://www.dunyaalem.net/tedavi_bitkiler.htm

(3)Alfonso Romo, Chief Executive, Pulsar Group, “Genetik Modifiye Organizmalar - Bildiri No:175” CHIAPAS, MEXICO - 18 Eylül 1999

(4)Miguel A. Altieri, Barkeley Colonbiya Üniversity - Peter Rosset Yiyecek ve Gelişim Politikası Enstitüsü, Oakland, California – “Biyoteknoloji Yiyecek Güvenliği Sağlayamaz, Çevreyi Korumaz ve Gelişen Dünyada Yoksulluğu Azaltamaz”

(5)VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı, “Tüketicinin Korunması ÖİK Raporu”, DPT 2541, ÖİK :557, S.36, Ankara, 2001

Yrd.Doç.Dr. Mikdat ÇAKIR
PANKOBİRLİK Genel Müdürü
"

 
 

Hakan Ozan ERZINCANLI
Counselor

tar-get Agriculture Research-Development Counseling
(Agriculture, stockbreeding, biotechnology)


Tel: +90 232 489 11 49
Faks:+90 232 489 39 08

GSM: +90 535 220 04 30

Be careful what you wish, because with us, you can realize !

tar-get



Mon Aug 16, 2004 9:51 am

target_tarim...
Offline Offline
Send Email Send Email

Attachment
band.gif
Type:
image/gif
Attachment
space.gif
Type:
image/gif
Forward
Message #88 of 1803 |
Expand Messages Author Sort by Date

Untitled Document Mikdat ÇAKIR: GLOBAL BIO GENETIK TEHLIKE : Nisasta Bazli Seker Üretimi ve Transgenetik Misir PANKOBIRLIK Genel Müdürü Dünyada Genetik...
H. Ozan ERZINCANLI
target_tarim...
Offline Send Email
Aug 16, 2004
9:51 am
Advanced

Copyright © 2009 Yahoo! Inc. All rights reserved.
Privacy Policy - Terms of Service - Guidelines - Help